Ali Canip Olgunlu: Kars’a tabela asmalıyız: Bu şehre turizm giremez!

O; doğduğu şehirde çocuk, güneyde Selene, kuzeyde Labris, Ege’de Endimion… Araştırmacı-Yazar, Türkolog, Anadolu Kültür Tarihçisi Ali Canip Olgunlu ile hem Anadolu’yu, hem Kars’ı, hem kültürü, hem de turizmi konuştuk.

Ali Parim: Sizi tek bir sıfatla tanımlamak mümkün değil. Araştırmacı-yazar, Türkolog, Anadolu kültür tarihçisisiniz. Aynı zamanda felsefeden tarihe, sanattan edebiyata kadar birçok alana hâkim bir isimsiniz. Açıkçası sizi tanıtmakta güçlük çekiyorum. Bu yüzden söyleşilerimde artık geleneksel hale gelen bir soruyla başlamak istiyorum: Biraz sizi kendi ağzınızdan dinleyebilir miyiz? Ali Canip Olgunlu kimdir?

Ali Canip Olgunlu: Öncelikle nezaketinize, zarafetinize çok teşekkür ederim. Kendimi tanımlamak o kadar zor bir şey ki aslında… Bir tarafım merhaba, bir tarafım aşk. Ancak lisans eğitimim Mimar Sinan Üniversitesi Türkoloji bölümüdür. Ben bir Türkoloğum aslında. Çok uzun zamandan beri de Anadolu kültür tarihi üzerine çalışıyorum. Tabi ki Anadolu kültür tarihi deyince çok fazla alanı kapsıyor; arkeoloji, sanat tarihi, edebiyat, mitoloji, tasavvuf, sembolizm… Bunların hepsi benim ister istemez ilgi alanım. Ve bunlar arasında bağ kurarak neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Akabinde de bunu anlatmaya gayret sarf ediyorum. Aslında bir yolcu diyebilirsiniz. Anadolu’daki bir yolcuyum.

Ali Parim: Biraz önce de belirttiğiniz gibi mitoloji ile de çok yakından ilgileniyorsunuz. İlginçtir ben de birkaç gün önce değerli dostum-ağabeyim Mehmet Duman ile burada yeni açılmış kafe-restoran tarzı bir mekâna gittim. Olağanüstü bir mekandı. İsim babası da sizmişsiniz; Labris. Ve restorandan içeri girdiğimde sizin bir resminizle karşılaştım. Atında ise şöyle bir söz yazıyordu; “Doğduğu şehirde çocuk, güneyde Selene, kuzeyde Labris, Ege’de Endimion…” Uzun uzun baktım o yazıya. En az on kere okudum. Ama bir türlü idrak edemedim. Mehmet Duman’a sordum. O ise “Çöz” dedi.  Ben de biraz araştırma yaptım. Şimdi Yunan mitolojisinde; Selene Ay tanrıçası, Endimion Selene’nin âşık olduğu çoban, Labris ise çift başlı, kutsal değerler yüklenmiş bir balta… Ama hala bu cümleyi okuduğumda tam olarak idrak edemiyorum. “Doğduğu şehirde çocuk, güneyde Selene, kuzeyde Labris, Ege’de Endimion…” cümlesiyle anlatılmak istenen şey nedir? Bunu biraz açabilir misiniz?

Ali Canip Olgunlu: Aslında bunu  kafeye giden herkes soruyor ve inanın şu ana kadar da sırdı. Şimdi siz sorduğunuz için de o sır perdesi aradan kalkacak. Şimdi üstadım doğudan batıya, kuzeyden güneye 30 yıldan beridir yol alıyorum. Dolayısıyla hemen hemen her şehirde yaşadım. Çünkü bir insan yaşamadan bilemez. Hissettirmeyen hiçbir bilgi de bilgi değildir. Kuzeyde yaşadığım zaman, özellikle Doğu Karadeniz’de Amazonlar ile haşır neşir oldum. Amazonlar malum ana merkezi Samsun’un terme ilçesidir. Ve onlar ellerinde çift başlı balta olan Labris ile savaşmıyorlardı. Kendilerini savunuyorlardı.

Bildiğiniz gibi barbarlar savaşırlar. Medeni olan insanlar ise kendileriniz savunurlar. Bu maksatla beni çok etkiler her zaman maddi-manevi birikimleri korumaya çalışan insanlar ve topluluklar… Labris kuzeyin sembolüdür. Dolayısıyla Anadolu’muzun ilk sembolüdür.

Bir ‘çift’lik vardır. Labris’in her iki ucu. Amazonlar ellerinde o balta ile kendilerini savunuyorlardı. Hatta bu balta üzerine yüzyıllar sonra bir şehir kurulmuştur. Karia’da Labranda Antik Kenti Labris üzerine kurulmuştur. Hatta malumunuz Ege’de bir adamız var. Şimdiki adıyla Bozcaada… Antik adıyla Tenedos adası… O adanın da sembolü Labris’tir. Hatta dünyanın en büyük sualtı arkeoloji müzesi olan Bodrum Kalesi’nin üzerinde de çok fazla Labris görürsünüz. O yüzden kuzeydeki Labris sembolü bizden biri. Bizler kuzeyde seyreyleriz.

Bunu her zaman söylerim; doğudan besleniriz. Yola çıktığımızda kuzeyi seyreyleriz. Akabinde güneyden serinleriz. Ama bir Anadolu’nun daima yöneldiği yer Ege’dir.  O yüzden kuzeyde Labris…

Güneye gittiğimiz zaman, Göbeklitepe’den başlayan bir ay kültü vardır. Harran’da adı ‘Sin’ olur. Akabinde ay yükselir, yükselir, yükselir dolar. Dolduğu yer Ege’dir ve orada da Heraklia Antik Kenti’nde adı ‘Selene’ olur. Neden Selene benim için çok önemli? Bir gün yolunuz Bafa Gölü’ne düşerse şimdiki adıyla Kapıkırı köyü vardır. Antik adıyla Heraklia şehridir. Endimion ve Selene’nin aşkı oradadır. Ben genelde kitaplarımın bazı bölümlerini orada yazmışımdır. Notlarımı orada temize geçmişimdir. Yaşadığım bir yer olduğundan dolayı da Selene ile çok haşır neşir oldum.

Dönersek doğduğu şehirde çocuk… Bir insan zaman zaman pir olmalıdır, zaman zaman da çocuk. O çocukluk hallerimiz bizim neşemizdir, bizim özgürlüğümüzdür. Ben de malum Kars’ta doğdum, Kars’ta büyüdüm ve olağanüstü bir çocukluk yaşadım. O yüzden ne zaman Kars’a gelsem halen çocuğumdur. Bu da beni çok özgürleştirir.

Kars’taki çocuk Ege’ye doğru gittiğinde hep Heraklitos’u hatırlar. Çünkü Heraklitos Efes’te yaşarken şöyle söyledi; Bildiğini de, bilmediğini de bilmeyenler ile konuşup zaman öldüreceğime çocuklarıyla aşık oynamayı yeğlerim. O yüzden çocukluk bilgeliğin dinlenme halidir. Bilge dinler ama zaman zaman da dinlenmek ister. İşte çocuk bizim o halimizdir. Benim yaşamış olduğum coğrafyalarda

kendime koyduğum sıfatlardır bunlar.

“Kars’a tabela asmalıyız: Bu şehre turizm giremez!”

Ali Parim: O zaman doğduğunuz şehre gelelim. Konuyu biraz daha özelleştirelim. Siz bir Türkologsunuz, Anadolu kültür tarihçisisiniz ama aynı zamanda Kars’ın kültürünü, tarihini, sanatını da çok iyi bilen ve dışarıda Kars’ı anlatan insansınız. Bildiğiniz gibi son yıllarda Kars bayağı fenomen oldu hem yurt içinde hem de yurt dışında. Burada sizin de payınız çok büyük. Çünkü sizin anlatımlarınız sayesinde insanlar merak duyuyor ve geliyorlar buraya. Siz son yıllarda Kars’taki turizmi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ali Canip Olgunlu: Şimdi üstadım kültürden yoksun bir turizm, her zaman yıpratıcı olur. Benim bunca yıldır Kars bazında ya da Trabzon ya da Mardin ya da Urfa hiç fark etmez. Israrla üzerinde durmuş olduğum konuyu açan bir soru sormuş oldunuz. Kültür bir şeyin varlığıdır, bir şeyin birikimidir. Malumunuz tabiattaki her şeye karşı insanoğlunun tüm yaratımlarının adıdır kültür. Turizm mutlaka kültürden beslenmelidir. Kültürden beslenmeyen turizm, sığ düşünür. Bugün, yarın gibi kısa vadeli hesaplar yapar ve çok çabuk da tüketir. Kültür her zaman pasta yapar ama turizmci arkadaşlarımızın sloganları genelde nedir; pastadan pay almaktır. Ben değer üzerine değer katma peşindeyim. Daha doğrusu derdindeyim. Bizim tasavvufta çok güzel bir dua vardır; Allah derdini arttırsın. Benim derdim de bu ülkenin hak ettiği gibi tanıtılmasıdır. Malum turizmde gezdirirler. Gezen insan çok çabuk unutur. Kültür gezdirmez, kültür tanıtır. Akabinde de sevdirir. Bu maksatla ülkemizin geneli için bu son derece önemlidir. Bugün yeryüzünün en kıymetli coğrafyasıdır. Yazlar yaz gibidir. Kışlar kıştır. Sonbahar sonbahar gibidir, ilkbahar ilkbahar gibidir. Bu ülkede her şey var ama mutlaka kültürel birikim üzerine oturtulabilecek servisler ile ülke tanıtılmalıdır. Eğer böyle olmazsa çok çabuk yıpranırız. Oteller yıpranır, esnaf yıpranır, herkes yıpranır. Bu aslında dediğim gibi ülkenin geneli için söz konusudur.

Kars 14 yıl önce kültür ile tanıtıldı. Bakışlar kültür ile buraya çevrildi. Ama akabinde ben bütün hemşehrilerime söylüyordum; Bir gün buraya turizm gelecek. Önünde set olalım. Turizmin yıpratıcılığı buraya girmesin. Sorduğunuz soruya dönersek eğer birkaç yıldan beri turizm var, kültür yok. Ve inanın bana Karadeniz’de, Kapadokya’da 30 yıldan beri birebir tecrübe etmiş olduğum bir şeydir; Kültürel çalışmalar ile o bölge bakışları üzerine çekerse ki çeker, ardından mutlaka ikisi arasında bir bağ kurulmalıdır. Bağ kurulmazsa yükselir, yükselir, yükselir ve çöküşü çok hızlı olur. Yıpranır ve yıprandıktan sonra kimse gelmez. Belki biraz marjinal olacak ama bunu söylemek isterim; Kars’a bir tabela asmalıyız: Bu şehre turizm giremez!

Ne hoş olur değil mi? Hatta Kars’tan başlayalım bunu ülkemizin her yanına yayalım. Bu ülkeye turizm giremez. Çünkü kültür ile çok nitelikli insanlar gelir. Kültürlü insan gelip tanımak ister, öğrenmek ister. Ve o insanların da maddi-manevi çok büyük olur. O kadar çok bunun alanları vardır ki örneğin ne istediğini bilen birisine servis vermek servis vereni geliştirir. Ama ne istediğini bilmeyen birine servis verirsen servis kaliten düşer. Bu garson, bu otelci, bu restorancı, bu her yer için geçerlidir. Dolayısıyla bu da çok önemlidir. Bakınız kültür her talebe cevap vermez. Ama turizm her talebe cevap verir. Şimdi siz benden benim alanımda bir şey istiyorsunuz. Ben bilen biri, anlayan biri olarak yanlış bir şey istediğiniz zaman ona cevap vermemeliyim. Sizin için… Dolayısıyla Kars’ta da üstadım.

Kars tek mevsimlik bir şehirdir. Kars’ın markası kıştır. Bu şehir beyazdır. Sisli, puslu havası bizi çok besler. O yüzden Kars’ın ocak, şubat, marttaki kimliğini oturtalım. Ardından kültürünü yayarsak bu şehrin ilkbaharı da, sonbaharı da çok zayıf olmakla birlikte kültürel değerleriyle birlikte o hedeflediğimiz kitleyi 7-8 aya yayabiliriz. Ama mutlaka kültür!

“Mutlaka Kars’a müzeler yapmak zorundayız”

Ali Parim: Peki bunu yapabiliyor muyuz sizce?

Ali Canip Olgunlu: Şu anda hayır. Birkaç yıldan beri Kars’ı inanın çok üzülerek seyrediyorum. Çünkü çok emek verdim. Doğup büyüdüğüm, çocuk olduğum şehir ya bütün tecrübelerimi buraya yansıtmak istedim. Başarılı da oldum ama biz bile turizmin önünde, o selinde yok olduk gittik. Arkadaşlara ısrarla söylüyorum; bu yıpratıcılığa cevap vermeliler! Kars geçen yıl zirvedeydi, bu yıl düştü. Şahsen benim misafirlerim de yüzde 30 oranında düştü. Çünkü kalabalıklardan çok rahatsız olunuyor. Sanırım birkaç yıl daha bu düşüş sürecektir. Ama bunu her yerde biz yaşadık. Kapadokya’da da yaşadık. Zirve yaptı, pat düştü ama Kapadokya bunu toparladı.

Ne yapmamız gerekiyor biliyor musunuz? Geçen yıl da bunu söyledim; ilk yarıyı tamamladık. İkinci yarı başlıyor. Turizmin buradan gitmesini beklerken mutlaka Kars’a müzeler yapmak zorundayız. Bakın Kars bir kültür şehridir. Turizm şehri değildir.

Turizm şehri Antalya’dır, turizm şehri Bodrum’dur ya da Marmaris’tir. Yani Akdeniz turizmdir. Ne yazık ki oralardaki kültürel yapıları ön plana çıkaramadılar. Yaz turizmi, her şey dahil oteller… Ama kaç tane insan Termesos’a gidiyor, kaç tane insan Aspendos’a gidiyor, kaç tane insan Perge’ye gidiyor? Demek ki ne? Turizm ön planda.  Ama biz burada ne yapmalıyız? Kültürü ön plana çıkarmamız lazım ki Kars’ın lokomotifi yapalım. Kültürü lokomotif yapabiliriz. Ne yapacağız? Kesinlikle bu şehre bir Nobel müzesi lazım. Orhan Pamuk… Kullanalım onu değil mi? Hatta romanında geçen Ferah Otel’i, geçen sahipleriyle beraberdim. Dedim ki orayı otel yapın, Nobel oteli olsun ama bir bölümü de müze olsun. Ne kadar çok ilgi çeker değil mi? İkincisi; Malakan müzesi şart. Üç; peynir müzesi… Ne olur?

Ali Parim: Peynir müzemiz var aslında…

Ali Canip Olgunlu: Köyde. Çok niteliksiz. Bakın aynı şey sizin için de geçerlidir. Ben bir yere gitsem, ‘müze var’ deseler çok heyecanlanırım. Gittiğim zaman o müzenin benim müze beklentimi yerine getirmesi lazım. Müze çok ciddi bir isimdir. Müze diye gittiğim zaman karşımda üç-beş tane resim görürsem eğer ciddi hayal kırıklığı yaşarım. İşte turizm budur.

Kars’ta gerçek bir peynir müzesi olmalı. Her şeyiyle, bütün sunumlarıyla… Malakan, peynir, Nobel müzesi ve kesinlikle bir şehir müzesi…

Bakın hiç şehir müzemiz yok. Mardin’den size örnek vereyim; bizler 20-25 yıl önce Mardin’e gittiğimiz zaman restoran yoktu. Ama Mardin ne olduğunu çok iyi anladı. Ve Mardin’de şu anda şahane müzeler ve muazzam da bir şehir müzesi var. Ne olur eğer bir gün buraya şehir müzesi yapılırsa diğer yerlerde yapmış oldukları gibi kent müzesi demesinler. Çoğunda hep böyle; Mardin Kent Müzesi… O çok yanlış bir kelimedir. Kent, modern çağın bir tasarım ürünüdür. Dikeydir. Şehir ise yataydır. Kars yatay şehirlerin de en görkemlisidir. Baltık mimarisinin olduğu bir şehirde bir müze yapalım ve oraya da etnografik eserlerimizi koyarız. Düşünün yani bir kültür şehrinin şehir müzesi yok.

Ali Parim: Biraz daha somut örnekler üzerinden gitmek isterim. Beylerbeyi Sarayı vardı kalenin altında. Şu anda restore ediliyor. Oranın müze olacağı konuşuyor. Bazen otel olacağı da dillendiriliyor. Siz orayı müze olarak görmek ister misiniz mesela?

Ali Canip Olgunlu: İsterim ama benim görmek istediğim yer Vali Bey’in şu anki çalışma ofisi. Eski Cenubi Garbi Kafkas Cumhuriyeti’nin meclis binası. Şahane bir şehir müzesi olur. Hatta tasarımım şu; orası bir şehir müzesi olsa, o bahçesini şahane değerlendirsek…

Ve biliyorsunuz tam Baltık mimarilerinde mutlaka oluşturulan bir butik park vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün heykelinin olduğu park. Ne yapalım biliyor musunuz? Kışın o parkın bahçesini buzla dolduralım. Paten yapalım. Çocuklarımız da büyük önderin etrafında dönsünler.

Oraya akordeonları koyalım, nağaraları koyalım, kestaneleri koyalım. Şahane bir ortam olmaz mı? Kültür şehrinde mutlaka böyle dokunuşlar olması gerekir. Bakın turizmin hiç aklına gelmez böyle şeyler. Turizmin amacı nedir; al ver, al ver. Üstadım akıl eşittir turizm; alır. Kültür eşittir aşk; verme derdindedir. O yüzden biz bu şehirde büyüdük. Bu şehrin havası ile olgunlaştık ve buraya vefa göstermek gerekir.

“Sarıkamış bizim hüznümüzdür, Sarıkamış bizim yaramızdır”

Ali Parim: Biraz da hüzün turizmini konuşmak isterim. Kars aynı zamanda hüzün turizminin de beşiği sayılır. Sarıkamış gibi tarihimizde çok yaralı bir hikayemiz var. Sizce hüzün turizmini şu anda Kars iyi değerlendirebiliyor mu? Mesela müze yapıldı eski tabyanın olduğu yere. Ya da Sarıkamış’ta her yıl ocak ayının ilk haftasında çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

Ali Canip Olgunlu: Aslında şöyle; malumunuz Kars bir asker şehridir. Urartu, Ermeni, Selçuklu, Osmanlı hatta modern Türkiye Cumhuriyeti’nde de asker kimlikli bir şehirdir. Bilirsiniz bazı şehirler dinidir. Urfa… Din ön plana çıkar, inanç ön plana çıkar. Peygamberler şehridir. Bazı şehirler ticaridir. Antep… Kars’a geldiğimizde ise; ticaret var. Dini portremiz de var; Hasan Harakani… Ama Kars her zaman bir asker şehridir. Zaten malumunuz ülkemizde en fazla tabya olan şehirdir. Bahsettiğiniz o Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi de o tabyalardan bir tanesidir. Dolayısıyla muazzam bir askeri müzeye sahip olduk. Bu bizim ihtiyacımızdı. Karakterimizi yansıtan müthiş bir müzedir orası.

Sarıkamış ise af buyurarak söylemek isterim; turizm ile Sarıkamış’taki hüznü aynı isim altında kullanmak istemem. Sarıkamış bizim hüznümüzdür. Sarıkamış bizim yaramızdır.

Ali Parim: O zaman ben hatalı bir cümle kullandım.

Ali Canip Olgunlu: Estağfirullah. Sarıkamış bambaşka bir olaydır. Çanakkale gibidir. O yüzden Sarıkamış’ı iyi tahlil etmek, iyi öğrenmek, iyi yaşamak gerekir. Her yıl yapılıyor. Çok da kıymetli arkadaşlar o organizasyonları gerçekleştiriyorlar ama bunun bir haftaya, bir güne, iki güne değil de bence Kars’ta Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi’nde güzel bir belgesel yapılsa, her gelen Kars’a, Sarıkamış’ı orada güzel güzel öğrense… Dolayısıyla turizm değil, Sarıkamış’taki ruhu insanlara vermek önemlidir. Çanakkale’de öyle bakın. O kadar güzel bir soru sordunuz ki, aslında güzel de bir cümle kullandınız ki izah edebilmemize yardımcı oldu bu.

Çanakkale’de de turizm olamaz. Çünkü onlar bizim değerlerimiz, onlar bizim hassas noktalarımız ve oralar bizim vefa yerimiz. Vefa yeri olan yerde üstat daha başka türlü davranmak gerekir.

Ali Parim: Çok teşekkür ederim Ali Canip Bey. Sizinle sohbet etmek çok keyifliydi. Ben çok keyif aldım.

Ali Canip Olgunlu: Ben de bu güzel sorular için çok teşekkür ederim.

Ali Parim

1995 yılında Kars’ın merkeze bağlı Ataköy köyünde dünyaya gelen Ali Parim, lise eğitimini Kars’ta tamamladıktan sonra Kocaeli Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü kazandı. Bu süre zarfında çeşitli yerel ve ulusal medya kuruluşlarında çalışan Parim, üniversiteyi tamamladıktan sonra İnternetaber.com adlı haber sitesinde editörlük yapmaya başladı. Aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nde Gazetecilik alanında yüksek lisans yapan Ali Parim, şu sıralar ‘medya, ideoloji ve kamu diplomasisi’ üzerine bir tez çalışması yürütmektedir.

Yorum

yorum